Ölümü Düşünmek: Eros ve Thanatos’un Savaşı

pelindilaracolakyazilari

pelindilaracolakyazilari

Ölümü Düşünmek: Eros ve Thanatos’un Savaşı

Sigmund Freud, 1911’ de kaleme aldığı Zihinsel İşleyişin İki İlkesi Üzerine Formülasyonlar adlı makalesinde gelişim evresinin kalıntıları olan bilinçdışı zihinsel süreçlerin en temelde haz elde etmeye çabaladığını iddia eder. Bu açıdan ruhsal aygıt haz ilkesinin egemenliği altındadır. Ruhsal aygıtın haz üretme çabası boyunca hazsızlık üreten her etken bastırma mekanizması yolu ile sansüre uğrar. Bilinçli haz egosu tarafından bastırılan rahatsızlık yaratan düşünce, deneyim ve izlenimlerin rüyalarda kendini göstermesi bunun kanıtı olarak görünür. Fakat mutluluk peşinde koşma ve hayatta kalma içgüdüsü, insanın tüm psişik deneyimlerini açıklamak konusunda yetersizdir. Kişinin kendisine karşı saldırganca tutumlarda bulunması; kendine doğrudan fiziksel olarak zarar vermesi ya da dolaylı olarak zarar verecek eylemlerde bulunması haz ilkesinin egemenliğinde açıklanamaz. Bu açıdan Freud, yaşamı destekleyen mutluluk yaratan güdülerle birlikte zarar veren davranışları açıklayan başka bir içgüdünün arayışı içine düşer.

1915’te yayınladığı Thoughts for the Times on War and Death isimli çalışmasında, ölümün insan hayatındaki yerini ele alır. Freud’a göre, ölüm tam olarak hayal edilemeyeceği ve bilinemeyeceği için insan bilinçdışında ölümsüz olduğuna inanmıştır. Dahası, bilinçaltı zamanın olmadığı bir alandır. Buna karşın, 1920’ de yazmış olduğu Haz İlkesinin Ötesindeadlı metinde yer yer biyolojiye göndermeler yaparak maddenin temel halinin inorganik bir hal olduğunu; dolayısıyla içgüdülerin bu cansız hale dönmeye yönelik bir eğilimi olduğunu iddia eder. Zamansız bilinçaltındaki ölümsüzlük inancı ve tutucu içgüdüler, ruhsal aygıtta bir çeşit ölüm özlemi yaratır. Derrida’cı bir söylem ile sınır ötesini deneyimlemenin imkansızlığı onda ölüme yönelik bir arzu yaratmaktadır. Bu arzu, kendinde olmayana sahip olma ve tamamlanma olarak görülebileceği gibi, aynı zamanda sınırın ötesine geçmenin, yani ihlalin, yaratacağı haz olarak da yorumlanabilir. Bu söylem için verilecek ilginç bir örnek, Osmanlı’nın ilk materyalist aydınlarından Beşir Fuad’ın intiharıdır. Psikolojik olarak bir rahatsızlığı veya herhangi bir depresyon belirtisi göstermediği, çoşkulu bir insan olduğu kayda geçen Beşir Fuad, arkadaşı Ahmet Mithat Efendi’ye yazdığı bir mektupla adım adım planlanmış intiharını iki yıl kadar önceden haber verir. Bileklerini keser ve kan kaybından bilincinin kapanmaması için kendine kokain enjekte eder. Bu sayede hayli uzun süren ölüm anını bilinçli bir şekilde deneyimlemeye çalışır. Ve ölmekteyken yaşadığı bu haz verici deneyimini an be an kaleme alarak, kendisinden sonrakilere ölüm deneyiminin tam olarak nasıl bir şey olduğunu aktarmaya çalışır.

Bu sebeple Freud, kendini cinsellik olarak gösteren yaşam içgüdüsünün karşısına saldırganlıkta beliren ölüm içgüdüsünü koyar. İnsandaki en temel iki dürtü yaşam ve ölüm içgüdüsünün ikili yapısı, ruhsal aygıtta gerilim ve çatışma yaratır. Bu çatışma, dinamizminin kaynağıdır. İnsan, bir yandan kendi ölümünü isterken bir yandan da hayatta kalma savaşı verir. Böylece eski içgüdü kuramı yerini, ikili bir yapıya bırakır.

Yaşam içgüdüsü Eros ile isimlendiren Freud, ölüm içgüdüsüne ise gece tanrısı Nyks’in çocuklarından uyku tanrısı Hypnos’un ikiz kardeşi, ölüm tanrısı Thanatos’un adını verir. Eros ve Tantanos, psikolojik olarak sağlıklı, normal bireyde denge durumunda varlığını sürdürür. Fakat her ne kadar Eros yaşamda tutmaya çalışsa da nihayetinde beden ölecek ve savaşın galibi her daim Tantanos olacaktır.

Goethe’nin Kutsanmış Özlem adlı şiirinden şu dizeler, Freud’un Haz İlkesinin Ötesinde adlı metninde ölüm içgüdüsü olarak adlandırdığı şeyin temsilidir gibidir:

“Yaşamakta olandır benim övmek istediğim, o da kıvranır alevlerin ortasında ölmenin özlemiyle.”